top of page

Beklenmeyen

Güncelleme tarihi: 15 Eki 2025

07/10/2025


Yedi ay, bir insanın bir başkasını unutması için yeterli bir süre olduğu söylenir. Bu durum benim için biraz farklı. En son Haziran ayında "Veda?" başlıklı mektupvari bir yazı yayınlamış ve o günden itibaren bir daha Onsra'ya mesaj atmayacağıma yemin etmiştim. Zaman zaman çok ihtiyaç duymuş olsam bile nokta dahi atmamak için kendimi tutmuştum. Her şeyi unutmak için gömme yöntemi geliştirmiş ve son yazımda dijital mezarlığıma Onsrayla birlikte kendimi gömmüştüm. Belki de ben gömdüğümü sandım.


Bu sabah asla beklemediğim bir anda bir bildirim geldi. "Onsra: Selam" Bildirimi gördüğümde bir süre ekrana bakakaldım. Gözümü bile kırpmadan defalarca kez bildirimi okudum. Benzer bir kullanıcı adına sahip birinden mesaj gelmiştir diye düşünüyordum ama hayır, oydu. Damarlarımda gezen tuhaf bir şey hissettim o an. Ellerimle birlikte vücudum da titremeye başlamıştı. Kalp atışlarımı ve nefes alıp verişimi kontrol altında tutmaya çalışırken bildirime tıklayıp "Selam" yazdım. Attığım mesajları görmediğini ve zor bir dönem atlattığını söyledi.


Zor dönem... Şaşırdık mı? Zaten uzun süre konuşmamışsak kesinlikle bir olay olmuş oluyordu. Telefonumun saatler bölümüne kaydettiğim dünya saatinden yaşadığı yerin yerel saatini kontrol ettim. Gece 01:10. En geç 01:30'da uyuduğunu bildiğim için mesaj atıp ortadan kaybolmasını sorun etmedim. Bedenim hâlâ yaşadığım şokun etkisiyle titriyordu. Daha önce bedenim kimseye böyle uzun tepkiler vermemişti. Sanki mevzu bahis o olduğunda bedenimin kontrolünü kaybediyordum.


Saatler geçti, ben onunla yarın konuşuruz diye tahmin ederken yeni bir bildirim gördüm. "Onra'dan gelen görüntülü arama" Son mesajıma yanıt yazmak yerine görüntülü aramıştı. Kalbim sanki boğazımda atıyormuş gibi hissettim. Dijital mezarıma gömerek yok etmeye çalıştığım tüm duygular, üzerindeki ölü toprağını bir çırpıda delip geçerek ruhumu sarmaladı o an. Nefes alıp verişim yine kontrolden çıkmış ve bedenim titremeye başlamıştı. Heyecanlanmış mıydım? Çok mu özlemiştim? Özlediğim bir gerçekti. Geriye kalan duygularımı hissedemeyecek kadar duygu sarhoşuydum o an.


Aramayı cevapladım. O an nefesimi tutuyor gibi hissettim. Bugün, yedi ay sonra tekrar ekranımda belirmişti. O an onun için "Bye Onsra" adını verdiğim playlistten bir şarkıyı anımsadım. The Marías - No One Noticed. Ne komik, bir daha konuşmayız zannederek kendimce veda etmeye çalışmıştım ve şimdi ekranımda bana bakıp gülümsüyordu.


Son zamanlarda eski yazılarımı okuyup yazım yanlışlarımı düzeltmeye zaman ayırırken bazı şeylerin bana gerçek dışı geldiğini yazdığımı görmüştüm. O an Onsra'ya "Gerçek misin?" diye sormak geldi içimden ama bunun yerine "Nasılsın?" sorusu dökülmüştü dudaklarımdan. Sanki hiçbir şey olmamış gibi, sanki yedi ay tek kelime etmemişiz gibi..


Beni son bıraktığı zamana göre daha iyi gördüğünü söyledi. Daha iyi görünmek... Belki de iyileşmeme çok yaklaştığım için artık iyi hissediyorumdur. Belki de iyi görünmemin tek nedeni aylar sonra Onsra'yı tekrar gülümserken görmemdir. "Evet, son zamanlarda mutluyum. İyileşmeye baya yaklaştım. Tabi tam bitti dediğimizde yeniden bir sorun çıkmazsa, aksi halde tamamen kurtulmuş olacağım." dedim. "Benimle konuşmayı özledin mi?" dedi. "Özledim, sen özledin mi?" dedim. "Bende özledim." dedi. Özlemiş... Gerçek olamayacak kadar uzak geliyor. Kötü anlamda değil, fazla güzel hissettirdiği için..


O çok sevdiğim gülümsemesi vardı yine yüzünde. O gülümseme... Bir zamanlar yalnızca huzurlu anılarımı canlandıran o gülümseme bu kez içimdeki mezar taşlarını çatlatıp parçalara ayıran deprem gibi yıkıcıydı. Kötü anlamda değil, iyi anlamda. Tek başıma kaldığımda güvenli bölgem diye ısrar ettiğim ve her yeri mezar taşlarıyla kaplı kasvetli oda birden değişmişti. Tüm kötülüklerin kapının arkasında kaldığı, pencerenin önünde bir kanepenin olduğu ve içinde çeşitli sanat malzemelerinin bulunduğu odada, halının üstüne oturmuş şekilde sırtımızı kanepeye yaslamıştık. Başım onun omzundaydı. Yine ve yine farkında olmadan beni güvenli alanıma sürüklemişti.


Bu yedi ay içinde neler yaşadığımızı anlattık birbirimize. Sonra bana Çin'de olduğunu söyledi. Çin? İnanmam için çince tabelaları gösterdi. Hatta tüm sokak çince yazılmış tabelalarla süslüydü. Güney Kore'de Türk sokakları gibi yerlerin varlığını bildiğim için Çin sokağı gibi bir yerde olabileceğini tahmin etmek zor değildi. Ayrıca inanmam için çok çaba sarf etmişti. "Ne işin var orada?" dedim gülerek. "Bilmem, geldim işte." dedi. Dalga geçmek için "Hazır oradayken hamam böceği yesene bir kova. Tadı çok güzel diyorlar." dedim. "Iyy." dedi anlık olarak. Gülerek "Ama niye öyle diyorsun. Tadı çok güzelmiş, dene bence." dedim. "Bu arada yesem cidden yerim." dedi. İğrenç, şakamı burada sonlandırdım işte. Hâlâ ikna olmadığımı düşündüğü için yoldan geçen birine çince bir şeyler söyledi. Bir anlık cidden gitmiş olabileceğini düşündüm o an. Çünkü Onsra'dan bahsediyoruz. Mars'a gidip yaşam formu bulduğunu ve oraya yerleşeceğini söylese şaşırmazdım.


"İnandın mı cidden Çin'e gittiğime?" dedi. O an cidden beni kandırabilmiş olabileceğini düşünmesi yüzünde fazla sevimli bir ifadeye sebep olduğundan hiçbir şey demeyip ellerimi havaya kaldırdım. "Gerçekten inandın mı?" dedi. Bu kez kandırma sırası bendeydi ve yüz ifadelerini izlemek çok keyifliydi. "Bilemem." dedim. "Çin'de değilim. Başka bir şehre taşındım ama." diyerek itirafta bulundu. Bir süre sonra "Cidden inanmış mıydın?" dedi. Emin olmaya çalışıyordu sanki. "Sen ne söylersen ben inanırım, sana güveniyorum. Kapımın önünde olduğunu söylesen bile inanırım, burada olduğunu bilmediğim halde hemde." dedim. "Sen çok temiz.. yok değil. Temiz kalpli.. yok.. saf.. yok yani ya kötü anlamda değil iyi anlamda..." diye panikle bir şeyler açıklamaya çalıştığında kahkaha attım. "Sakin ol, ben ne demek istediğini anladım." dedim.


Az önce tasvir ettiğim ve onla oturduğum "güvenli alan" odamı geçen ay resmetmiştim. Bunu ona gösterdim. İki veya üç kez bakmak istedi resme. Son bakışında uzun uzun inceledi resmi. "Soldaki ben miyim?" dedi. "Evet, hatta kolundaki dövmeni bile çizdim." dedim. "Yanımdaki sen misin?" dedi. "Evet." dedim. Gülümseyerek resmi incelemeye devam ettiği sırada resmi çekip kenara koydum. "Çok bakma, nazar değer. Yeter bu kadar." dedim. Ardından onun için yazdığım şarkı sözlerinden bahsettim. "Söylüyor musun peki?" dedi. "Hayır, beste işi bende yok." dedim. "Kim okuyor o zaman?" dedi. "Kimse. Hobi olarak yazıyorum." dedim. "Şiir gibi yani?" dedi ve onu onayladım.


Bir ara yüzümün çok temiz olduğunu söyledi. "Bakıyorum kendime, olacak o kadar." dedim. "Ben kendime bakamıyorum ya." dedi. "Neden? Ha çok yorgun olduğundan üşeniyorsun." dedim. "Üşenmek değil, vaktim olmuyor. Çok yoruluyorum. Şu tipime bak." diyip ekrana yaklaştı. Cidden dediği kadar kötü mü diye inceledim yüzünü. Göz altlarının şişliği dışında bir şey görememiştim. Gözlerindeki ışıltıyı fark ettim o an. En son gözlerinde ne zaman parıltılar gördüğümü hatırlamıyorum. Fazla güzeldi, onun kendinde gördüğü kusurları kapatacak kadar güzeldi.


Izanami'yi anlatmamı istedi. Biliyorsunuz o Moon'u biliyor, Moon'u tanıyor ve Moon diye sesleniyor. Becerebildiğim kadar anlattım ona. "Sen hiç benim ölüme kafayı bu kadar takmış hale geleceğimi düşünür müydün?" dedim. Hayır anlamında başını salladı. "Geldim işte. Şimdi her yaptığım eylem ölümü çağrıştırıyor. Satürn'den sonra bu hale geldim ben. Beni öldürmek istiyorlardı ama onu ölüme sürüklediler. Bende kafayı kırdım işte." dedim. Bir süre bunun hakkında konuştuk. "Bana Moon'u hatırlatan tek kişisin. O dönemden kalan tek kişide sensin. Gerçi Rudra da var ama o çok anımsatamıyor." dedim. "Belkide ben hep Moon dediğim içindir." dedi. "Yok ya, şuanki çevremde de Moon diyen var. Ama hiç biri senin gibi bana Moon'u anımsatmıyor." dedim. "Belki de ben farklı şekilde söylüyorumdur. Belki de birbirimizi küçükken sevdiğimiz içindir." dedi. Küçükken sevdiğimiz için... Onun için neydi bilmem ama.. benim için kesinlikle aşktı. İlk, son ve sonsuz aşk.


"Belki de.. Şaka maka biz birlikte büyüdük ya." dedim. Yine o konulara dönmüştük. "Evet ya, kocaman olduk şimdi. Küçükken yaptığım çoğu şeyi hâlâ hatırlıyorum." diyip küçükken oynadığı bir oyundan bahsetmeye başladı. Bunu nasıl başarıyor bilmiyorum ama onu dinlerken gerçekten herkesten uzak, huzurlu ve güvenli bir alandaymış gibi hissediyorum. Farklı bir şey, daha önce kimsede böylesine yoğun hissetmediğim bir duygu.


Bir ara kahvaltı yapmaya gitmek için motorunu sürerken bana gökyüzünü göstermek için kamerayı çevirdi. Güneş yeni yeni doğuyordu ve gökyüzü bulutsuzdu. Renk geçişlerini görebiliyordum. Sokak bomboştu ve çoğu yerin kepenkleri kapalıydı. "Burada olsaydın birlikte kahvaltı yapmaya giderdik." dedi. Bir an cidden oradaymışım gibi canlandırdım kafamın içinde. Zaten kamera yola dönüktü. Çokta zorlanmadım o yüzden. Motorlardan korksamda nedense Onsrayla olunca korkmazmışım gibi geldi. Güldüm. "Sonra sen fazla yemek yediğim halde yetersiz bulup ağzıma yemek tıkardın." dedim. "Cidden yapardım bu arada." dedi. "Bende midem fazlasını kabul etmediğinden üstüne kusardım kesin." dedim. "Kusman umrumda olmazdı açıkçası. O yemeği yiyeceksin." dedi. Yine ve yine minik hayaller kurmaya başlamıştık. Bir ara bana ev almanın lafını bile yapmıştık. Oraya tatile gelmemi söylemişti ve bende bunun mümkün olmadığını söylemiştim. "Sen gel buraya. Bu daha mümkün gibi duruyor." dedim. "Belki yarın belki yarından da yakın. Görücez." dedi.


Uzun uzun konuştuk öyle. Sonra yemek yiyeceği için telefonu kapadık. Saatler bölümümden hemen yaşadığı yerin yerel saatini güncelleyip telefonu bir kenarı bıraktım ve sesimi çıkartmadan bir süre öylece oturdum. Beni tekrar güvenli alanıma sürüklediği gerçeğini o an fark etmiştim. Sanki o ekranla birlikte içinde bulunduğum portal kapanmıştı ve ben eski yerime geri dönmüştüm. Her seferinde telefonla konuşurken bana bu dünya dışı evreni nasıl oluşturduğuna anlam vermekte güçlük çekiyorum. Zaman duruyor, etraftaki her şey silikleşiyor ve "güvenli" diyebileceğim bir alan bunların yerine geçip bizi orada birleştiriyordu sanki.


Bunu fark ettiğimde gözlerim doldu. İşin sonunda bir noktada yine iletişim kopukluğu yaşayacağımızı biliyordum. Yine hissettiğim duygular yüzünden bir şeyleri batırabileceğimi biliyordum. Bu yedi aylık süremin içinde tam üç ayım cehennemin eşiğinde geçmişti ve tam üstüne gelmişti. Yine ve yine korkup kaçtığım şeylerin hemen ardından gelip asla korkmayacağım bir yere götürmüştü beni. Bu kez kopukluk olsun istemiyorum. Gerçi.. tam olarak istediğim şeyi de istiyor muyum bilmiyorum. Korkuyorum sanırım.

Son Yazılar

Hepsini Gör
Etki

17/02/2026 Bugün yaşadığım şeyleri hâlâ sindirmekte zorlanıyorum. Asla ama asla beklemediğim şeyler oldu. Dün olanları zaten yazmıştım sizin için. Şimdi devamında olan olayı anlatacağım. Hazır mısınız

 
 
 
Yıldızlara Hapset

16/02/2026 Bir önceki yazımda az çok nasıl bir ruh halinde olduğumu anlamıştınız. Bu yazıyı hatırlatıyorum çünkü uzun bir süre duyduklarımın ağırlığını atamadım üstümden. Berbat haldeydim. Kimseyle ko

 
 
 
Tatlı İlgi

26/12/2025 Gece 02:47... Hasta olduğum için doğru düzgün uyuyamıyorum ve canım sıkılmaya başladı. Nasıl mı hasta oldum? Dün ablam hasta olduğu için bebiş yeğenime bakabilecek durumda değildi. Bende be

 
 
 

2 Yorum

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
sliceofwind
sliceofwind
08 Eki 2025
5 üzerinden 5 yıldız

aniden gelmesi şok edici, bence biraz dikkatli olmalısın hemen eskisi kadar bağlanmadan önce bir güven sınırı oluştur

Beğen
Şu kişiye cevap veriliyor:

Ama söz konusu o olunca ben kapılıp gidiyorum.. bunu demek için çok geç kaldınız🥹

Beğen

© 2024 by Mezardaki Çiçek and secured by Wix

  • Tumblr
  • Pinterest
  • Spotify
  • Instagram
bottom of page