Kafamın İçinde Açan Çiçek
- Mezardaki Çiçek

- 4 Tem 2025
- 6 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 9 Eki 2025
04/06/2025
Bugün hem sizin hem benim çok özlediğim Dans Kraliçesiyle beraberdim. Bir yıldan uzun süredir birbirimizi görmemiştik. Şans eseri bugün yakalayabildim onu.
Çarşıya geçtiğini ve yarım saat içinde hazırlanıp çarşıya gelmemi bildiren bir mesaj atmıştı bana. O kadar ani bir buluşma kararıydı ki bu nasıl hazırlanıp dışarı çıkacağımı şaşırdım. Ayrıca regl olduğum için fazlasıyla gergindim. Karın ağrısından yemek bile yiyemediğim için acıkmıştım da.
Açıkçası yan yana geldiğimiz an direkt neşeyle yüklenirim diye düşündüm ama öyle olmadı. Reglin getirdiği gerginlikten mi yoksa iki aydır sadece tek bir kişinin yüzünü görmemden kaynaklı mıdır bilinmez, suratım asıktı. Herhangi bir muhabbete dahi girmedim. Zaten alması gereken şeyler olduğu için başta birkaç mağazaya uğradık. Sonra taksiyle avmye geçtik. İlk olarak lavaboya girdik ve kraliçem üstünü değiştirdi. Oradan çıktığımız gibi en üst kata gidip yemek siparişi verdik. Ben siparişleri beklerken Dans Kraliçesi masa bulmak için teras bölümüne gitti. Sonra yanıma gelip bulduğu masaya çantasını bıraktığını söyledi.
"Çantamı çalmazlar değil mi?" diyor bir de. Ben nereden bileyim, her şey olabilir sonuçta. "Bir şey söyle ya. Bir şey olmaz dersen çantam çalındığında suçu sana atacağım." diyip güldü. "Aa manyak mısın be? Ben mi dedim git çantanı bırak gel diye. Çalınabilir, ben sorumluluk almam." dedim. "Sorumluluğundan kaçamazsın." diye şakasını sürdürmeye devam etti. Siparişim hazır olunca tepsimi aldığım gibi terasa yöneldim. Köşedeki masayı tuttum demişti ama bir sorun vardı. Tüm masalar doluydu. Yoksa... Çantaları çalmışlar mıydı?
Şaşkınca bir tur daha baktıktan sonra panikle Dans Kraliçesi'nin yanına gittim. Kesin çantaya bir şey olmuştu. O esnada bir yere bakıp "Bu salak kesin yanlış masaya oturdu." dedi. Dibindeyim???? "Lan çantan nerde senin?" dedim. "Kanka mal mısın? Orada işte." dedi ve gösterdiği tarafa baktım. Masa teras tarafında değilmiş. "E sen terasa masa bakmaya gitmedin mi?" dedim. "Dedim ya doluydu içerden buldum diye." dedi. "Bana öyle demedin. Direkt masa buldum diye geldin." dedim.
Masa tartışmamız bitince çantaların olduğu masaya hızlı adımlarla gittim. Yemek yerken son zamanlarda neler yaptığım hakkında konuştuk. Ama sadece birkaç dakika sürmüştü. Yemek yerken bile aşırı durgundum. "Ya sana ne oldu böyle? Yemekte yiyoruz. Yemek için mi yiyorsun?" dedi. Normalde yemek yerken mutlu olduğumu bildiği için haliyle garibine gitmişti. "Hayır ya. Cidden açım. Dedim ya iki aydır aynı kişiyle aynı muhabbeti konuşmaktan beynim eridi diye." dedim. "Ne konuştunuz ki o kadar?" dedi. "Erkek muhabbeti işte. Dörtten sonra saymayı bıraktım. Düşün yani." dedim. "Oha be. O ne öyle. Fotoğrafı var mı?" dedi.
Bulabildiğim bir fotoğrafı açıp ona gösterdim. "Onunla hiç fotoğrafım yok, o derece." dedim. "Bizim fotoğrafımız var." dedi. Mutlu mu oldu yoksa bu konuda varsayımda bulunurken aydınlanma mı yaşadı bilmiyorum. Fotoğrafa baktıktan sonra "Bu kapalı kızlar neden böyle oluyor? Hiç mi sekmez." dedi. "Valla anlam veremiyorum. Angela böyle değildi ama kapalıyken. Bu bir değişik." dedim. Havadan sudan bir şeyler konuşurken "Çok yavaş yiyorsun. Sigara saatim geldi. Kalk hadi, bitir." dedi. "Sen git iç, sonra gel." dedim. "Tek başına mı yiyeceksin?" dedi. "Alışığım ben ya. Git sen." dedim. Bir süre bakıştıktan sonra "Oy kıyamam sana. O zaman ben hemen gidip geleceğim." dedi.
Kraliçem yanımdan ayrıldığında ağzımdaki lokmayı daha uyuşuk çiğnemeye başladım. Yalnızlık... Aylardır o bataklığın içindeyim. Kedimin ölümünden itibaren hiç olmadığım kadar yalnız hissetmiştim. Şimdi onun yokluğuna alışmaya çalışarak ilerlemeye çalışıyordum. Bunları düşünürken bir yandan niye konuşamadığımı sorguladım. Kraliçemin yanında ilk kez böyle tıkanmış haldeydim. Boğazımda koca bir yumru vardı şanki..
Kraliçem döndüğünde masadan kalktık ve bir mağazaya doğru ilerledik. Pantolon alması gerekiyormuş. Mağazaya doğru giderken "Sana bir şey soracağım. Normalde -bugün değil- normalde çok sinirli veya gergin biri miyim?" diye sordum ve "bugün değil" kısmını farklı tonda söyleyerek vurgu yaptım. "Hayır ama bunu sorduğuna göre öyle birine dönüşmüşsün. Eğer öyle olduysa bilemem." dedi. "Hayır, ben hâlâ beni bıraktığın gibiyim. E madem öyle değilim, bu kız beni niye herkese öyle biriymişim gibi anlatıyor?" diye sitem ettim. "Kıyamam ya. Ayarını bozmuş iki ayda." dedi.
Mağazaya girince çantasını ve poşetleri bana verip pantolon bakmaya başladı. Tam bedeni olmasada üç tane pantolon seçti ve kabine doğru ilerledik. Koca bir kuyruk vardı. "Cidden bu sırayı bekleyecek miyiz?" dedim. "Evet." dedi. Mağaza o kadar kalabalıktı ki ekstra sinir bastı beni. "Bu nedir arkadaş ya." diye sabır çekerken önümüzden biri "Ben bu sırayı beklemem" diyerek çıktı. "Aha eledik birini." diyerek elimdekileri kraliçeme verdim.
Bir kabindeki kişinin saatlerce çıkmadığını söylediler. "Mağazayı alacak herhalde." dedim. Şakasına demiştim ama cidden almış gibi görünüyordu. Nerden mi biliyorum? O kabin boşalınca kraliçemi kabine yönlendirdim. "Burayı böyle mi bıraktı cidden?" dedi. Henüz içeriyi görmediğim için merakla yanına yanaşıp içeri baktım. Hem askı kısmında hem de yerde bir dünya kıyafet vardı. "Oha. Galiba cidden mağazayı aldı." dedim. O an kraliçem panikle etrafa bakmaya başladı. "Kanka poşetler nerde?" dedi. "Sana verdim ya." dedim. "Hayır, bana vermedin. Koş sıraya bak." dedi.
Artık hafızamı kaybettim sanarak sıraya koştum. Her yere baktım ama poşetler yoktu. Pantolon baktığımız yerde miydi ki? Ama oradan ayrılırken poşetler elimdeydi. Bundan adım kadar emin olsam da ne olur ne olmaz diye oraya koştum, yoktu. Acaba biri bulup kasaya mı bıraktı? Tam kasaya giderken kraliçem beni aradı. Poşetler yanındaymış. Salak. Kasadakiler bizde yok dese poşetler çalındı diye olay çıkarırdım ve sonra herkese rezil olurdum.
Kabinlere geri dönüp onu bekledim. İlk denediği pantolon üstünde güzel durmamıştı. İkinci denediği pantolon daha iyidi. Pantolonla kartını alıp kasada sıraya girdim. Kabin sırası yetmezmiş gibi bir de kasada oyalandık. Oradan çıkıp başka mağazaya girdiğimizde "Artık bir şeyler anlat. Kendine gel." dedi. "Konuşmayı unutmuşum ki. Benden daha çok konuşuyor, düşün yani." dedim. "Of çok vahim ya... Senden daha çok konuşan biri kabus gibi olsa gerek." dedi.
Birkaç parça şey baktıktan sonra son buluşmamızda gittiğimiz starbucksa gittik. Kahveyi o ısmarlayacağı için ben masa tuttum. Balkon tarafındaydık yine. Geçen seneki gibi.. artık bir şeyler konuşayım diye gözlerimin içine bakıyordu. "İlk kez böyle oldu ya. Konu dolu ama o kadar çok dinleyici modunda kalmışım ki konuşamıyorum." dedim. "Sen gelirsin kendine, ben inanıyorum." dedi.
Bir süre durup düşündüm. Ne anlatabilirdim? Aklıma Zemheriyle ettiğim kavga geldi, ondan bahsettim. "Sende ne saf salaksın ya. Ama zaten öyle olmasada Onsrayla yürütemezdiniz. Ot içen biri olarak söylüyorum, çok yıpratırdı. Çünkü o kafa bambaşka. Mesela sen bir şey anlatırken ben bu kağıt neden yeşil diye saçma sapan sorgularım. Her şey çok anlamsız gelir ve normalde asla söylemeyeceğin şeyler söyleyebilirsin." dedi. "Olabilir. Zaten hiç ilişkiye başlama taraftarı değilim. Hâlâ kafam çok dolu. Kendimle ilgili ilerletmem ve iyileştirmem gereken şeyler var. O tertemizde gelse benim bu kafa yine batırırdı." dedim.
Bir süre bu konu hakkında konuştuk. Ben başka bir konu bulamayınca onu konuşturdum. Kendi olaylarından bahsetti. Sonra yine sustuk. "Eee. Daha tam açılamadın mı?" dedi. "Kedim öldükten sonra böyle oldum işte. Rudra dışında kimse konuşmadı benimle. Kimseye içimi boşaltamadım adam akıllı." dedim. "Ben yazmışımdır ama. Yazdım değil mi?" dedi. "Evet. Yoğun olduğun için arayamadığını ama müsait olunca döneceğini söylemiştin." dedim. "Yazdım yani." dedi. Onayladım bende.
Annemlerin nasıl benim için endişelendiğini ve tedaviye başladığımı anlattım. Zaten terapiler ilerledikten bir süre sonra yeni yıla yakın biraz toparlanmıştım. Sonrası zaten hep aynı kişinin ilişkilerini dinlemekle geçmişti günlerim. "Çok zor bir şey ya. O kadar büyütmüştün. Kocamandı birde. Korkuyordum ondan. Ben bile çok üzüldüm. Seni düşünemiyorum." dedi.
Ordan temasla ilgili tedavime geçip anlattım. Öğrendiklerimin ağırlığını vs konuştuk. "Peki sevgililerin seni nasıl taciz etti? Yani seni çok etkilemeyecekse dinlemek isterim." dedi. Önce el kıyaslaması olayını anlattım. Sonra sinema olayını anlattım. "Ay kıyamam. Ne yapmışlar sana öyle." diyip gülerek yanaklarımı sevdi. Bende dudaklarımı büzüp "Tüm masumluğum gitti benim." dedim. "Pislikler. Masum bebeğime neler yapmışlar." dedi. Gülerek sohbete devam ederken ilk öpüşme anısını anlattı. Hatta çocuk buna bir şey söylemiş. Hâlâ ne anlama geldiğini anlamadığı için bana sordu. "Ay ben bunu nasıl yumuşatacağım? Ay dur. Aaa... Şimdi şöyle... Ee.. En yumuşağı bile sıkıntılı ki. Kısaca sana orospu gibisin demiş kanka." dedim. Anlık bir bakıştık ve "Vay piç." dedi. Öyle cuk oturmuştu ki gülmeden edemedim.
Yine öyle havadan sudan muhabbete başlayınca "Ay şükür. Çenen açıldı." dedi. "Ay dimi ya... Ama çok iyi geldi biliyor musun? İki aydır erkek dinlemekten erkek diye kusacaktım." dedim. "Sende sevmiyorsun değil mi o muhabbetleri." dedi. "Hiç sevmiyorum. Zaten lisede o yüzden arkadaşım olmuyordu." dedim. "Ama bizim muhabbetimiz sarıyor ya. Kafamız çok uyuyor. O önemli." dedi. "Evet. Resmen kafamın içinde çiçekler açtı. Yemin ederim kuşlar cıvıldıyor." dedim.
İşte kraliçemin etkisi. Zaten hayatıma girdiğinde de hayatıma renk katmıştı. Bir süre daha sohbet ettikten sonra oradan ayrıldık. Görüştüğüm kraliçemle birlikte üç arkadaşım olduğunu duyunca ayda bir gelmeye çalışacağını söyledi. Birde uygun olursa doğum günümde gelecek ve beraber vakit geçireceğiz. Uzun zamandır, daha doğrusu kedim öldüğünden beri böyle keyifli vakit geçirmemiştim. Artık kraliçemle daha sık vakit geçirdiğim o günlere ışınlanabilir miyiz? Mümkünse ev arkadaşı olduğumuz zamana gidelim.

Yorumlar